Osmanlı’nın Beşiğinde Bir Yolculuk: Domaniç’te Tarihle Yürümek, Doğayı Dinlemek
Kütahya’da Osmanlı’nın Beşiğinde Bir Yolculuk
Domaniç’te Tarihle Yürümek, Doğayı Dinlemek, Geleceği Konuşmak…
Bazı şehirler vardır…
Haritada küçük görünürler ama tarihin en büyük hikâyelerini omuzlarında taşırlar.
Bazı coğrafyalar ise yalnızca dağlardan, ormanlardan ve göllerden ibaret değildir. Attığınız her adımda geçmiş size bir şeyler fısıldar. Rüzgârın uğultusu bazen bir savaş narasına, bazen bir ninenin duasına, bazen de yeni kurulacak bir devletin ilk nefesine dönüşür.
İşte Domaniç, tam da böyle bir yer…
Osmanlı Devleti’nin filizlendiği topraklar…
Hayme Ana’nın duasının gökyüzüne yükseldiği, Ertuğrul Gazi’nin obasının konakladığı, Osman Gazi’nin çocukluk yıllarının geçtiği, tarihin yönünü değiştiren büyük yürüyüşün sessiz tanıkları…
Kütahya Gazeteciler Cemiyeti’nin davetiyle, Bursa’dan 23 gazeteci olarak çıktığımız bu yolculuk aslında bir gezi programından çok daha fazlasıydı.
Bu yolculuk…
Geçmişi anlamaya…
Doğayı dinlemeye…
İnsanı tanımaya…
Ve geleceği yeniden hayal etmeye yapılan bir yolculuktu.
Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı değerli meslektaşım Erkan Sağlam ile UBK Kütahya Temsilcisi kıymetli dostum Ramazan Aydemir’in daveti üzerine sabahın erken saatlerinde Bursa’dan yola çıktık.











Otobüste Bursa basınının birbirinden değerli kalemleri, televizyoncuları, foto muhabirleri ve internet gazetecileri vardı.
Yaklaşık iki saat süren yol boyunca sohbetler edildi, eski anılar anlatıldı.
Ancak hepimizin ortak heyecanı aynıydı…
Osmanlı’nın doğduğu toprakları yeniden görmek…
Belki de ilk kez gerçek anlamda hissetmek…
Yol boyunca yemyeşil ormanların arasından ilerlerken insan ister istemez düşünüyor.
Yaklaşık yedi yüz elli yıl önce aynı yolları at sırtında geçen insanlar acaba neler hissediyordu?
Hiç kimse, küçük bir uç beyliğinin üç kıtaya hükmedecek bir cihan devletine dönüşeceğini tahmin edebilir miydi?
Belki de edemezdi…
Ama o büyük yürüyüşün ilk adımları işte tam da bu dağlarda atılmıştı.
Hayme Ana… Bir Devleti Doğuran Anne
Programımızın ilk durağı Domaniç’teki Hayme Ana Türbesi oldu.
Türbenin bulunduğu alan yalnızca bir ziyaret mekânı değil.
Türk tarihinin en güçlü kadın figürlerinden birinin hatırasını yaşatan kutsal bir emanet…
Hayme Ana…
Kayı Boyu’nun bilge annesi…
Ertuğrul Gazi‘nin annesi…
Osman Gazi‘nin ninesi…
Bir devletin kurulmasına manevi anlamda yön veren büyük bir kadın…
Türbenin bulunduğu tepeden çevreye baktığınızda neden buranın seçildiğini daha iyi anlıyorsunuz.
Sessizlik…
Orman…
Temiz hava…
Ve huzur…













Rivayetlere göre Hayme Ana, Domaniç yaylalarında oba halkını bir arada tutan, yalnızca aile büyüklerinden biri değil; aynı zamanda devlet aklını temsil eden bir liderdi.
O dönemlerde kadınlar yalnızca evin değil, toplumun da yön veren aktörleriydi.
Hayme Ana da işte böyle bir karakterdi.
Bugün türbesinin bulunduğu alan her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyor.
Türbe çevresi yalnızca dini bir ziyaret noktası değil; aynı zamanda Türk tarihini anlamak isteyen herkes için açık hava tarih dersliği niteliğinde.
Bizleri burada Kütahya Valisi Sayın Musa Işın karşıladı.
Samimi yaklaşımı, mütevazılığı ve tarih üzerine yaptığı değerlendirmeler daha ilk dakikalarda programın sıradan bir gezi olmayacağını gösteriyordu.
Hayme Ana Türbesi önünde gerçekleştirilen Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından Vali Musa Işın, Hayme Ana‘nın Türk tarihi açısından taşıdığı önemi anlattı.
Konuşmasını dinlerken aklıma tek bir cümle geldi.
Bir millet yalnızca büyük komutanlarıyla değil…
Onları yetiştiren anneleriyle de büyüktür.
Bir Şehrin Gücü, Protokolünün Vizyonunda Saklıdır
Program boyunca dikkatimi çeken en önemli ayrıntılardan biri de Kütahya protokolünün organizasyona gösterdiği sahiplenmeydi.
Vali Musa Işın‘ın yanı sıra Domaniç Kaymakamı Okan Yenidünya, Domaniç Belediye Başkanı Engin Uysal, Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak ve NG Grup Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Nafi Güral ile NG Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Gülsüm Güral, Tavşanlı Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Davut Efe programın başından sonuna kadar heyetin yanında yer aldı.
Bu tablo aslında önemli bir gerçeği ortaya koyuyordu.
Turizm yalnızca belediyelerin işi değildir.
Turizm…
Valiliğin…
Kaymakamlığın…
Üniversitenin…
Sanayicinin…
Basının…
Sivil toplumun…
Kısacası bütün şehrin ortak meselesidir.
İşte Kütahya’da gördüğüm en önemli fark buydu.
Aynı hedefe yürüyen güçlü bir ekip ruhu…
Hayme Ana’nın Gölgesinde Yapılan Kahvaltı
Türbe ziyaretinin ardından yöresel ürünlerden oluşan mütevazı ama son derece zengin bir kahvaltıya davet edildik.
Odun ateşinde pişirilen sıcacık gözlemeler…
Ekşi mayalı köy ekmekleri…
Doğal tereyağı…
Yöresel peynirler…
Semaverde demlenen çay…
Ve o meşhur ekşi ayran…
Anadolu’nun misafirperverliği bazen uzun cümlelerle değil…
Bir bardak çayla anlatılır.
Domaniçli hanımefendilerin elleriyle hazırladığı bu sofrada yalnızca kahvaltı yapmadık.
Anadolu kültürünü tattık.
Samimiyeti hissettik.
Bir kez daha gördük ki gastronomi yalnızca yemek değildir.
Bir şehrin kültürünü anlatan en güçlü dildir.
Domaniç… Osmanlı’nın Sessiz Başkenti
Türkiye’de birçok kişi Osmanlı’nın Söğüt’te kurulduğunu bilir.
Ancak Osmanlı’nın ruhunun şekillendiği coğrafyanın önemli bir bölümü Domaniç yaylalarıdır.
Yaz aylarında Kayı Boyu‘nun konakladığı bu bereketli yaylalar yalnızca hayvancılığın değil, devlet aklının da şekillendiği yerler olmuştur.
Domaniç’in ormanları…
Serin yaylaları…
Bolluk sunan suları…
Ve doğal korunaklı yapısı…
Yeni kurulacak bir devlet için adeta açık hava karargâhı niteliğindeydi.
Bugün bu topraklarda yürürken yalnızca doğayı seyretmiyorsunuz.
Tarihin ayak izlerinin üzerinde yürüyorsunuz.
Ve işte bu nedenle Domaniç’in turizm potansiyeli yalnızca doğal güzelliklerinden değil…
Taşıdığı büyük tarihî hafızadan kaynaklanıyor.
Bence Domaniç artık sadece Kütahya’nın değil…
Türkiye’nin en önemli tarih ve doğa rotalarından biri olarak yeniden planlanmalı, dünyaya anlatılmalıdır.
Çünkü bazı şehirler gezilir…
Bazıları ise hissedilir.
Domaniç ise hissedilen şehirlerden biridir.
Çimik Mesire Alanı… Bir Beşiğin Sallandığı Yerden Bir Cihan Devleti Doğdu
Hayme Ana Türbesi’nden ayrıldıktan sonra rotamız, Domaniç’in belki de en az bilinen ama en anlamlı noktalarından biri olan Çimik Mesire Alanı oldu.
Burası yalnızca yemyeşil bir mesire alanı değil…
Osmanlı’nın kuruluş hikâyesinin en duygusal satırlarından birine ev sahipliği yaptığına inanılan kutsal bir mekân…
Anlatılan rivayete göre…
Hayme Ana, henüz bebek olan torunu Osman’ı bu alana getiriyor.
Asırlık çınarların gölgesinde kurulan beşiğinde onu sallıyor.
Kim bilebilirdi ki…
O beşikte uyuyan küçücük çocuk, birkaç on yıl sonra üç kıtaya hükmedecek Osmanlı Devleti’nin kurucusu olacaktı.
İnsan bazen tarihin en büyük kırılmalarının saraylarda değil…
Bir ağacın gölgesinde…
Bir annenin duasında…
Bir ninenin şefkatinde başladığını düşünüyor.
Çimik Mesire Alanı’nda dolaşırken hissettiğim duygu tam olarak buydu.
Burada yalnızca tarih anlatılmıyor.
Tarih yaşatılıyor.
Domaniç Belediyesi’nin bu alanı koruma çabası da son derece kıymetli.
Çünkü tarih, ancak onu gelecek kuşaklara aktarabildiğiniz ölçüde yaşayabiliyor.
Mızıkçamı… Yüzyılların Sessiz Tanığı
Domaniç’in sembollerinden biri de Mızıkçamı…
Yaklaşık altı asırdır ayakta duran bu görkemli karaçam, yalnızca bir ağaç değil.
Anadolu’nun hafızası…
Rivayetlere göre Osmanlı orduları sefere çıkarken mehter takımı burada toplanıyor, ilk marşlarını burada çalıyor.
İşte bu nedenle halk arasında bu ulu ağaca “Mızıkçamı” adı verilmiş.
Ne kadarının tarihî kayıtlarla doğrulandığı ayrı bir tartışma konusu olabilir.
Ancak Anadolu’nun sözlü kültürü de en az yazılı tarihi kadar önemlidir.
Çünkü efsaneler, milletlerin ortak hafızasını oluşturur.
Bugün gövdesine dokunduğunuzda yalnızca ağacın kabuğuna değil…
Yüzyılların birikimine temas ediyorsunuz.
Belki de Osmanlı askerlerinin gölgesinde dinlendiği aynı ağacın altında siz de birkaç dakika oturuyorsunuz.
İşte Domaniç’i farklı yapan da tam olarak bu…
Doğa ile tarihin birbirinden ayrılmadığı ender coğrafyalardan biri olması…
Dumlupınar… Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalktığı Topraklar
Kütahya denildiğinde akla yalnızca Osmanlı’nın kuruluş yılları gelmiyor.
Bu şehir aynı zamanda Cumhuriyet’in doğuşunun da en önemli sahnelerinden biri.
Domaniç’ten çok uzak olmayan Dumlupınar…
Büyük Taarruz‘un…
Başkomutan Meydan Muharebesi’nin…
Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık yolculuğunun dönüm noktası…
Bir tarafta Osmanlı’nın doğuşu…
Diğer tarafta Cumhuriyet’in yeniden ayağa kalkışı…
Aynı coğrafyada iki büyük tarih…
Belki de Kütahya’nın en büyük zenginliği tam da budur.
Farklı dönemlerin ortak hafızasını taşıyabilmesi…
Bu nedenle Kütahya yalnızca bir şehir değildir.
Adeta açık hava tarih müzesidir.
Topuk Yaylası… Sessizliğin Sesi
Programın ikinci bölümünde rotamız Türkiye’nin en özel yaylalarından biri olan Topuk Yaylası oldu.
Yaylaya yaklaşırken değişen hava bile insana bambaşka bir dünyaya geldiğini hissettiriyor.
Yoğun çam ormanları…
Serin esen rüzgâr…
Gölün yüzeyine yansıyan bulutlar…
Kuş sesleri…
Ve kilometrelerce uzanan yemyeşil doğa…
İnsan burada zaman kavramını unutuyor.
Topuk Yaylası sadece doğal güzelliğiyle değil, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik açısından da Türkiye’nin en önemli alanlarından biri.
Bölge, çok sayıda endemik bitkiye, kuş türüne ve yabani yaşama ev sahipliği yapıyor.
Yaylada bizlere doğanın diliyle adeta yeniden tanışmamızı sağlayan isim ise Domaniç Belediyesi çalışanı Nil Bal oldu.
Anlatımı…
Enerjisi…
Bilgisi…
Ve doğaya duyduğu sevgi…
Gerçekten etkileyiciydi.
Bazı insanlar mesleklerini yapar.
Bazıları ise mesleklerini yaşar.
Nil Bal’ın sunumu ikinci gruba giriyordu.
Sadece bilgi aktarmadı.
Hepimize doğayı sevdirdi.
Dünya Biliminin Dikkatini Çeken Domaniç Kurbağası
Topuk Yaylası’nın en ilgi çekici konusu ise hiç kuşkusuz Domaniç kurbağası oldu.
İlk bakışta sıradan gibi görünen bu küçük canlı, aslında dünyanın birçok biyoloğunun dikkatini çeken olağanüstü bir yaşam döngüsüne sahip.
En dikkat çekici özelliklerinden biri ise göç davranışı…
Üreme döneminde gerçekleşen bu yolculuk sırasında dişi kurbağaların erkek kurbağaları sırtında taşımaları, dişi ve erkek bireylerin sergilediği davranışlar doğa bilimciler tarafından uzun yıllardır inceleniyor.
Bu canlı yalnızca Domaniç’in değil…
Türkiye’nin biyolojik mirasının önemli parçalarından biri.
Ancak bu mucizenin önünde ciddi bir sorun var.
Kurbağaların göç yolu tam anlamıyla bir karayolu tarafından kesiliyor.
Her yıl yüzlerce kurbağa araçların altında kalarak yaşamını yitiriyor.
Doğanın sessiz çığlığı belki de burada başlıyor.
Biz insanlar bazen yollar yapıyoruz…
Ama o yolların başka canlıların yaşam yollarını böldüğünü fark etmiyoruz.
Oysa dünyanın birçok ülkesinde amfibiler için özel ekolojik geçitler, tüneller ve koruma bariyerleri inşa ediliyor.
Domaniç’te de benzer uygulamaların hayata geçirilmesi yalnızca kurbağaları değil, bölgenin biyolojik çeşitliliğini de koruyacaktır.
Bana göre bu göç hikâyesi yalnızca bilimsel bir olay değildir.
Uluslararası belgesel kanallarının ilgisini çekecek ölçüde güçlü bir doğa öyküsüdür.
BBC Earth’ten National Geographic’e kadar birçok platformun ekranlarında yer alabilecek kadar etkileyici…
Doğru anlatılırsa Domaniç’in tanıtımında milyonlarca liralık reklamdan daha güçlü bir etki oluşturabilir.
Bazen bir şehrin marka değeri…
Dev bir gökdelen değil…
Bir kurbağanın yaşam mücadelesi olabilir.
Domaniç… Türkiye’nin Yeni Ekoturizm Başkentlerinden Biri Olabilir
Topuk Yaylası’ndan ayrılırken aklımda tek bir düşünce vardı.
Domaniç, bugüne kadar hak ettiği değeri tam anlamıyla görememiş.
Oysa burada;
tarih var,
kültür var,
biyolojik çeşitlilik var,
yayla turizmi var,
kamp turizmi var,
fotoğraf rotaları var,
kuş gözlem alanları var,
bisiklet parkurları var,
gastronomi var,
inanç turizmi var,
eğitim turizmi var.
Bütün bu değerler tek bir destinasyonda buluşuyor.
Dünyada birçok turizm merkezi yalnızca bir özelliğiyle öne çıkarken, Domaniç aynı anda onlarca farklı turizm başlığını taşıyabilecek potansiyele sahip.
Yeter ki bu değerler ortak bir vizyonla planlansın.
Yeter ki kurumlar aynı hedef doğrultusunda hareket etsin.
Ve en önemlisi…
Yeter ki Domaniç, yalnızca Kütahya’nın değil, Türkiye’nin ortak değeri olarak görülmeye başlansın.
Sarıkız Mesire Alanı… Efsanelerin Yaşamaya Devam Ettiği Topraklar
Günün son durağı, Domaniç’in belki de en huzurlu köşelerinden biri olan Sarıkız Mesire Alanı idi.
Asırlık ağaçların gölgesinde, serin suların sesi eşliğinde ilerlerken insan yalnızca doğanın içinde yürümüyor…
Anadolu’nun yüzyıllardır dilden dile aktarılan efsanelerinin arasında dolaşıyor.
Her yörenin kendine ait bir hikâyesi vardır.
Domaniç’in hikâyelerinden biri de Sarıkız efsanesidir.
Saflığın, fedakârlığın ve Anadolu insanının manevi dünyasının sembollerinden biri olan bu anlatı, yalnızca bir efsane değil; bölgenin kültürel hafızasının önemli parçalarından biridir. Dünyanın gelişmiş turizm destinasyonlarında görüldüğü gibi, efsaneler doğru yorumlandığında bir destinasyonun kimliğini güçlendiren en önemli unsurlardan biri hâline gelir. Domaniç de sahip olduğu bu sözlü kültür mirasını daha görünür kılarak kültür turizmine yeni bir boyut kazandırabilir.
Sarıkız Mesire Alanı’nda yüzlerce yıllık anıt ağaçların gölgesinde yapılan tanıtım programı sırasında bir kez daha gördüm ki, Domaniç yalnızca Osmanlı’nın kuruluşunun değil, aynı zamanda Anadolu’nun doğa kültürünün de yaşayan merkezlerinden biri.
Bir Basın Toplantısından Çok Daha Fazlası
Programın sonunda yine Sarıkız Mesire Alanı’nda Kütahya Valisi Sayın Musa Işın ile kapsamlı bir basın buluşması gerçekleştirildi.
Ancak bu toplantı klasik bir protokol konuşmasının çok ötesindeydi.
Sayın Vali’nin anlattıkları, aslında Kütahya’nın gelecek vizyonunun ana başlıklarını oluşturuyordu.
Bursa’dan gelen basın mensuplarını her zaman Kütahya’da görmekten memnuniyet duyacaklarını ifade eden Vali Musa Işın, Kütahya’nın sahip olduğu değerlerin bugüne kadar yeterince anlatılamadığını, ancak yeni dönemde bunun değişeceğini vurguladı.
Konuşmasını dinlerken dikkatimi çeken en önemli nokta şuydu:
Sayın Vali yalnızca bugünü anlatmıyordu.
Kütahya’nın önümüzdeki on, yirmi ve elli yılını planlayan bir vizyondan söz ediyordu.
Kaplıca turizmi…
Hayme Ana…
Domaniç yaylaları…
Göletler…
Selçuklu mirası…
Göç yolları…
Seramik…
Çini…
Gastronomi…
İnanç turizmi…
Ekoturizm…
Hepsi aynı turizm master planının parçaları olarak değerlendiriliyordu.
Özellikle Yoncalı Termal Bölgesi için hazırlanan yeni projeler ve burada hayata geçirilmesi planlanan beş yıldızlı otel yatırımı, Kütahya’nın sağlık turizminde de yeni bir döneme gireceğinin önemli göstergelerinden biri.
Turizm artık yalnızca deniz, kum ve güneşten ibaret değil.
Sağlık…
Doğa…
Kültür…
Spor…
Gastronomi…
Tarih…
Hepsi birlikte değerlendirildiğinde şehirler gerçek anlamda kalkınabiliyor.
Kütahya’nın da tam olarak bunu hedeflediğini görmek sevindiriciydi.
Nafi Güral… Bir Sanayiciden Çok Daha Fazlası
Program boyunca heyetin yanında bulunan isimlerden biri de NG Grup ve Kütahya Porselen’in Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Nafi Güral idi.
Türkiye’de sanayi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olan Nafi Güral, yalnızca seramik sektörünün öncülerinden biri değil.
Aynı zamanda eğitime, turizme, istihdama, sosyal sorumluluk projelerine ve şehir kalkınmasına yaptığı yatırımlarla örnek gösterilen bir iş insanı.
Kütahya denildiğinde akla ilk gelen değerlerden biri olan seramiğin bugün dünya markası hâline gelmesinde Güral Ailesi’nin emeği tartışılmaz.
Yıllardır binlerce kişiye sağlanan istihdam…
İhracatla ülke ekonomisine kazandırılan döviz…
Eğitime yapılan yatırımlar…
Vakıf çalışmaları…
Turizm yatırımları…
Oteller…
Spor tesisleri…
Bütün bunlar yalnızca özel sektör başarısı değil, aynı zamanda şehir kalkınmasının da güçlü örnekleri.
Program boyunca Sayın Nafi Güral ve NG Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Gülsüm Güral’ın gösterdiği samimiyet ve misafirperverlik, Bursa’dan gelen tüm basın mensuplarının ortak takdirini kazandı.
Bir şehrin gelişmesinde kamu kadar özel sektörün de ne kadar önemli olduğunu bu organizasyonda bir kez daha görmüş olduk.
Domaniç’in Geleceği İçin Ortak Akıl Şart
Gezi boyunca Domaniç Kaymakamı Sayın Okan Yenidünya ve Domaniç Belediye Başkanı Sayın Cengiz Uysal ile yaptığımız sohbetlerde en çok üzerinde durduğumuz konu turizmdi.
Her iki ismin de Domaniç’in sahip olduğu tarihî ve doğal mirası koruyarak geliştirme konusunda büyük bir heyecan taşıdıklarını görmek beni son derece mutlu etti.
Yaylaların planlı kullanılması…
Doğa yürüyüş rotalarının oluşturulması…
Karavan ve kamp alanlarının geliştirilmesi…
Bisiklet parkurları…
Foto safari rotaları…
Belgesel film çalışmaları…
Tarih rotaları…
Ekoturizm projeleri…
Bütün bunların masaya yatırıldığını görmek, Kütahya ve Domaniç adına umut vericiydi.
Ben de bir gazeteci, belgesel yapımcısı ve turizm gönüllüsü olarak, Turizm Atlası TV aracılığıyla Domaniç’in tanıtımına katkı sağlayacak ortak projeler geliştirmekten büyük memnuniyet duyacağımı ifade ettim.
İnanıyorum ki yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, medya ve özel sektör aynı hedef doğrultusunda hareket ettiğinde Domaniç yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası turizm rotalarında da adından söz ettiren örnek destinasyonlardan biri olacaktır.
Bursa ile Kütahya Arasında Yeni Bir Turizm Koridoru Kurulabilir
Bu gezi bana bir gerçeği daha gösterdi.
Bursa ile Kütahya aslında birbirini tamamlayan iki kardeş şehir.
Birinde Osmanlı’nın ilk başkenti…
Diğerinde Osmanlı’nın doğduğu yaylalar…
Birinde UNESCO Dünya Mirası…
Diğerinde keşfedilmeyi bekleyen tarih…
Birinde güçlü gastronomi…
Diğerinde eşsiz yöresel mutfak…
Birinde Uludağ…
Diğerinde Domaniç ve Topuk Yaylası…
Bu iki şehir arasında oluşturulacak “Kuruluşun İzinde Turizm Rotası”, yalnızca bölge turizmine değil, Marmara ve İç Ege’nin ortak kalkınmasına da önemli katkılar sağlayacaktır.
Üniversiteler ortak sempozyumlar düzenleyebilir.
Turizm fakülteleri ortak saha araştırmaları yapabilir.
Belgeseller hazırlanabilir.
Uluslararası fotoğraf festivalleri organize edilebilir.
Bisiklet ve doğa yürüyüşü rotaları birbirine bağlanabilir.
Seramik ve çini sanatını Bursa’nın ipek kültürüyle buluşturacak kültür festivalleri düzenlenebilir.
Kısacası…
Bursa ile Kütahya rekabet eden değil…
Birlikte büyüyen iki turizm şehri olabilir.
Domaniç’in Geleceği Bir Kurbağanın, Bir Ağacın, Bir Efsanenin İçinde Saklı
Bu yolculuk bana bir kez daha şunu öğretti.
Bir şehrin zenginliği yalnızca fabrikalarıyla ölçülmez.
Bazen bir kurbağa…
Bazen altı yüz yıllık bir ağaç…
Bazen bir ninenin türbesi…
Bazen de bir efsane…
Bir kentin geleceğini değiştirebilir.
Yeter ki biz o değeri fark edelim.
Koruyalım.
Anlatalım.
Ve gelecek nesillere aktaralım.
Domaniç bunu fazlasıyla hak ediyor.
Teşekkürler Kütahya…
Bu anlamlı organizasyonun sonunda, bir gazeteci olarak yalnızca not defterime haber başlıkları değil, gönlüme de unutulmayacak dostluklar yazdım.
Başta bizleri büyük bir samimiyetle ağırlayan Kütahya Valisi Sayın Musa Işın’a, vizyoner yaklaşımı ve şehrine duyduğu heyecan için teşekkür ediyorum.
Kütahya’nın sanayi, turizm ve sosyal kalkınmasında büyük emeği bulunan Sayın Nafi Güral ile zarafetleri ve misafirperverlikleriyle gönüllerimizi kazanan Sayın Gülsüm Güral hanımefendiye şükranlarımı sunuyorum.
Turizm konusunda gerçekleştirdiğimiz samimi sohbetlerde Domaniç’in geleceğine dair umut veren projelerini dinlediğim Domaniç Kaymakamı Sayın Okan Yenidünya’ya ve Domaniç Belediye Başkanı Sayın Cengiz Uysal’a, Tavşanlı’nın sevilen saygı gören siması Tavşanlı Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Davut Efe‘ye bu güzel ilçeyi daha ileriye taşıma gayretleri için teşekkür ediyorum.
Bu anlamlı buluşmanın mimarlarından Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erkan Sağlam’a, değerli dostum UBK Kütahya Temsilcisi Ramazan Aydemir’e ve organizasyon boyunca emek veren Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Bünyamin Çapgulaş’a gönülden teşekkür ediyorum.
Topuk Yaylası’nda bilgisi, enerjisi ve içten anlatımıyla hepimizi etkileyen, mesleki birikimiyle gelecekte turizm tanıtımında önemli başarılara imza atacağına inandığım sevgili Nil Bal’a ayrıca teşekkür etmek istiyorum.
Domaniç kurbağasını yalnızca bilim dünyasına değil, kamuoyuna da tanıtarak bu eşsiz değerin fark edilmesine katkı sağlayan Domaniçli gazeteci Mustafa Yiğit’i de kutluyorum.
Odun ateşinde pişirdikleri nefis gözlemeler, ekşi ayranları, semaverde demlenen çayları ve içten gülümsemeleriyle Anadolu misafirperverliğinin en güzel örneğini sergileyen Domaniçli hanımefendilere…
Sarıkız Mesire Alanı’nda önümüze gelen enfes kuru fasulyeyi, tereyağlı pilavı ve alabalığı büyük bir emekle hazırlayan mutfak çalışanlarına…
Serviste görev alan emektar kardeşlerimize…
İsmini tek tek sayamadığım tüm organizasyon ekibine…
Ve Bursa ile Kütahya arasında kurulan bu güzel dostluk köprüsüne katkı sunan herkese en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Çünkü bazen bir yolculuk yalnızca gidilen kilometrelerle ölçülmez…
Bazı yolculuklar, insanın hafızasında ve yüreğinde ömür boyu yaşamaya devam eder.
Domaniç’ten ayrılırken ardımızda yalnızca yemyeşil yaylaları bırakmadık; tarihin, doğanın ve dostluğun birbirine sarıldığı eşsiz bir coğrafyanın hatırasını da yanımızda götürdük. Ve biliyorum ki, bu topraklara bir gün yeniden dönmek için hepimizin çok güçlü bir nedeni var.
Ha unutmadan;
Önümüzde ki hafta www.turizmatlasitv.com ve www.gastronomiatlasi.com’da Domaniç ile ilgili birçok konuyu ele alan yazı dizisine başlayacağım. Şimdiden iyi okumalar.
