Roma döneminde kentin mezarlık alanı (nekropol) olarak kullanılan kayalıkların üzerinden dökülen sular, hem serinliği hem de huzur veren sesiyle bölgenin en önemli turizm duraklarından biri.
Şelalenin Oluşumundaki Tarihi “Dokunuş”
Tarsus Şelalesi, aslında tamamen doğal yollarla oluşmamıştır. M.S. 6. yüzyılda, Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde, kenti su baskınlarından korumak amacıyla nehrin yatağı değiştirilmiş ve suyun bu kayalık alandan akması sağlanmıştır. Bu müdahale, bugün hayranlıkla izlediğimiz yaklaşık 4-5 metre yükseklikten dökülen bu görkemli şelaleyi ortaya çıkarmıştır.
Turizm ve Sosyal Yaşamın Merkezi
Şelale ve çevresi, özellikle yaz aylarında Çukurova’nın bunaltıcı sıcağından kaçmak isteyenler için bir vaha niteliğinde. Bölgedeki tesisler ve çevre düzenlemesi, burayı hem yerel halk hem de yerli/yabancı turistler için cazip kılıyor:
-
Doğa Fotoğrafçılığı: Şelalenin debisinin yüksek olduğu bahar aylarında oluşan sis bulutu, fotoğraf tutkunları için eşsiz kareler sunuyor.
-
Gastronomi Durağı: Şelalenin hemen yanı başındaki çay bahçeleri ve restoranlarda, suyun sesi eşliğinde meşhur Tarsus Kahvesi’ni yudumlamak bölgenin vazgeçilmez bir geleneği.
-
Tarihi Kalıntılar: Sular çekildiğinde ortaya çıkan Roma dönemine ait kaya mezarları, ziyaretçilere doğa gezisinin ortasında bir açık hava müzesi deneyimi yaşatıyor.
“Debi ve Mevsimsel Güzellik”
Tarsus Şelalesi, her mevsim farklı bir kimliğe bürünüyor. Kış ve bahar aylarında Toros Dağları’ndan gelen karların erimesiyle coşan Berdan Nehri, şelaleyi devasa bir su perdesine dönüştürürken; yaz aylarında daha sakin ve dingin bir akışa bırakıyor.

